Engel deyince aklına ilk ne geliyor? Otobanda kapatılmış bir yol mu, bir bariyer mi yoksa hedefine ulaşmak için ilerlerken önüne çıkan bir sorun mu? Kimileri için bu kelime çok daha farklı bir anlama geliyor…
Doğuştan ya da sonradan engelli milyonlarca insanımız var topraklarımızda. Bizler onların ne kadar farkındayız? Birbirimizi ne kadar hissediyoruz? Zaman zaman aklımıza geliyor mu aslında sokakta pek de karşılaşmadığımız? Sahi, neden karşılaşmıyoruz acaba? Eve mi kapanıp kaldılar dersin? Yoksa, sokaktalar da, biz mi ‘görmüyoruz’? Şunu duymuşumdur hep: ‘Başımıza gelene kadar haberimiz yoktu bu hastalıktan…’ ya da ‘zormuş gerçekten de engelli biriyle yaşamak’… Belki, görüyoruz da görmüyoruz!
Her birimiz, her an için birer engelli adayıyız. Bir kaza ya da bir hastalık fazlasıyla yeterli bunun için.Eğer, biraz ‘akıllı ya da duyarlı’ isek; belki de,hayatın bizler için olduğu kadar, yaşamı, bizden daha zor olan insanlara karşı da kolaylaştırmak isteriz? Denemeye değmez mi? Farkında olmaya değmez mi?
Aşağıda okuyacaklarınız ‘Senin Hayatında Ben de Varım’ kitabıyla cesaretli bir şekilde varlığını hissettiren Yaşar Salt’ın sorularımıza verdiği açık cevaplardır. Kendisi yüzde 83 oranında engelli bir birey ve hala vazgeçmiş değil! Engelli ya da engelsiz, her birimizde, empati ve farkındalık oluşturabilecek noktaları kitabında detayıyla anlatmış.
Yaşar’ın cevaplarını okurken ne düşüneceğinizi ve ne hissedeceğinizi biraz merak ediyorum açıkçası. Ben, kitabını okurken bugüne kadar bir başkası için, kendi adıma yaptıklarımı, yapmadıklarımı, farkında olmadıklarımı sorguladım hep. Çevremde engelliler olmasına rağmen, yaptıklarımızın hala yetmediğini fark ettim.
Belki şimdi bir küçük adım gibi gelebilir; ama duyan, duyarlı olan her bir kişi, aynı yönde bir küçük adım attığında; kocaman bir sıçramaya dönüşebilir!
Engelsiz günlere…

* Yaşar, seni tanıyalım. Bize kendinden bahseder misin?
Ben Yaşar Salt. 1986 yılının Mayıs ayında dünyaya geldim. Üç erkek kardeşin en küçüğüyüm. Toplumsal bir söz vardır: “son beşik” diye…Yani el üstünde tutulur, her istediğin yapılır; şımarık olur, nazlı olursun, kısacası ailenin özeli olursun. Ben de, mutlu bir çocukluk geçirdim, otomobillere inanılmaz düşkünlüğüm vardı.Özelliklerini, herşeylerini biliyordum, aslında fazla bilmek de iyi değilmiş; 5 yada 6 yaşındayken, ben ve iki sümüklü velet,“ kaplumbağa’’ diye tabir ettiğimiz otomobili, tamirci edasıyla bujilerine kadar paramparça ettik, sakın bu arabanın hurdaya çıkmış olduğunu düşünmeyin! Sahibi aslında park etmiş gitmiş, bizimki çocuk aklı işte. Parçalayan arkadaşlarımdan birinin babası tamirciydi ve arabayıo tamir etti. Ben de okkalı bir dayak yedim! Çok hareketli bir çocukluk dönemi yaşadım, öğrenci olarak çok başarılı biri değildim fakat kayıpsız geçen biriydim, öğretmenlerim ve arkadaşlarım tarafından hep sevilen biri oldum. Bir de, ben Türk halk müziğini çok seviyorum, sesimde güzeldi. Her ders türkü söylerdim. Ne güzel günlerdi…
Ortaokul bitti, lise döneminde hayatım tamamen değişti! Bu değişimin adı çok kötüydü… “Serebellar Sendrom Ataksi” yakalandığım genetik hastalığın tıptaki tanımı! Üç kardeş olduğumuzu söyleyerek başlamıştım, en büyük abim de aynı hastalıktan muzdarip. Ama o, doğduğundan beri bu hastalığa sahip, şuan 39 yaşında ve 16 yaşından sonra eve bağlı kaldı, bende ise bu rahatsızlık 16 yaşımdan sonra çıktı. Nörolojik bir vaka ve yaş ilerledikçe de kötüye giden bir hastalık, fiziki yetilerinizi kaybediyorsunuz, koordinasyon, denge kaybı, konuşma bozukluğu gibi şeyler… Ve bunların dahada kötüye gitmesiyle de yürüyemez hale geliyorsunuz, anlattığım bütün evreleri abimde gördük! Ben ise zor olsada yürüyorum yardımcı aparat sayesinde… İşte özet olarak ben ☺️

* Spino Serebellar Ataksi nedir? Türkiye’de bilinen bir rahatsızlık mı?
Rahatsızlığımın tıptaki tanımı; beyincik ve omurilikte denge ile ilgili hücrelerin kaybı yada doğru çalışamaması sonucu oluşan ve dengesizliğin izlenildiği bir hastalıktır. Çok bilinen bir hastalık değil.

* Yaşadığın tüm zorluklara rağmen vazgeçmedin, hayata tutundun ve hatta çalışıyorsun. Bir de kitap yazdın; ‘Senin Hayatında Ben De Varım!’ Kimlere hitap ediyorsun?
Ülkemiz güncel nüfusu 81 milyon ve resmi rakamlara göre 4.5, resmi olmayan rakamlara göre de 10 milyona yakın engelli var Türkiye’de. Çok ciddi bir rakam bu! Ben bu kitabı, 71 milyon sağlıklı bireyimizin dikkatine yazdım, bizzat engelli olarak yaşadıklarımı ve hatta daha fazla ayrıntıyı da paylaşarak algı yaratmak istiyorum, tabii ki geride bıraktığım düşünülmesin; engelli dostlarımda okuyup geleceğe umut ile baksın istiyorum.

* Kitapta sıkça ‘önyargılar’ ifadesi geçmekte. Nedir bu önyargılar?
Evet, ne yazık ki engellilere karşı toplumumuz nedense hep ön yargı ile yaklaşıyor, hatta engellileri ötekileştiriyor! Bunun en büyük kanıtı ise ‘Rakamlarla dile getirdiğimiz milyonlarca engelli dostumuz nerede?’sorusunun cevapsızlığıdır.Neden sosyal hayatın içinde çok fazla yoklar? Keza, iş hayatında neden fırsat eşitliğine sahip değiller neden, neden? Bunun cevabı bende değil!

* Yani, sence, aslında sağlıklı bireyler mi eğitilmeli?
Eğitimi sağlıklı, engelli diye ayırmak doğru değildir. Herkesin eğitim alıp, bilinçli birey olması gerekir. Fakat, eğitimi şekillendirilebilir. Yani sağlıklı bireylerin engelliler konusunda neler yapmaları gerektiği; danışlar, tavırlar, yaklaşım vb. gibi. Bunun yanında engelli olan yada ileride engelli olabilecek kişilerede; pozitif düşünce yapısına sahip olması, hayata sarılması, bağlanması, bu durumun her insan için olabileceğini, mücadele etmek gerektiğini anlatan bir eğitimden söz ediyorum. Bunun içinde devletin eğitim müfredatında “engelli” konusuna yer açması gerekiyor.

* Hangi ülkelerde engelli bireyler için olumlu gelişmeler veya uygulamalar var?
Araştırmalarım sonucu gördüğüm gelişmiş önde gelen birçok Avrupa ülkesi engelliler konusunda inanılmaz güzellikte yüksek standartlarda hakları engelli vatandaşlarına sunuyor, olması gereken bu! Ülkemizde de keşke olabilseydi, çoğu şey…

* Pekala, ülkemizdeki kişi, kurum veya kuruluşlardan bahsedersek; engelli bireylerimiz adına neler yapılmakta?
Bu konuda çok bilgim yok fakat gördüğüm bilinçli, duyarlı, değişim isteyen kişi, kurumları görmekteyim ama nereye kadar gittiğidir önemli olan ve devlet bu konuda en önemli mecradır! Değişimi ilk olarak devlet isteyecek, yasaları kanunları çıkarıp, harekete geçmesi lazım, ayrıca birşeyler yapmak isteyen kişi ve kurumlarıda devlet desteklemelidir. İşte o zaman çok ses getirirsiniz!

* Türkiye’de, özellikle engelli bireylerin karşılaştığı sorunlardan konuşalım. Nedir eksik veya fazla olan? Neleri düzeltebiliriz?
Bu soruya gülerek baktım, fazla olan mı? İronik cevap vereyim; çok konuda gereksiz fazlayız fakat incelik gerektiren, duyarlılık gerektiren, anlayış gerektiren konularda ise çok eksiğiz…Bu çok ayrıntılı yaklaşılması gereken bir konu, birçok şey değişmeli, başta çevresel şartlar; engellilerin özgür ve rahat şekilde hareket edebileceği bir çevre gereklidir! İmkanlara gelince ise; devlet başta olmak üzere özel kurumlar öncülüğünde daha çok imkan yaratılarak engelliler desteklenmeli.

* Engelli vatandaşlarımızın iş bulma sorunu var mı?
Tabiiki var! İşveren iş alımı yaparken kategorize yapıyor engel konusunda. Engel oranı düşük, iş kaybı fazla olmayan engelli tercih ediyor! Daha da üzücüsü, yasa gereği engelli çalıştırma zorunluluğu olmasına rağmen iş veren engelliye ‘sen gelme, haklarını ben yatırırım’ diyor! İşte burada devlet denetimi olmadığı için, işveren de bunu kötüye kullanıyor. Belçika devleti bu konuda çok güzel birşey yapmış ve fabrika gibi üç tane büyük yerleşke kurmuş, engelli olan kişi becerisine göre kalifiye biri haline getiriliyor, daha sonra yine becerisine uygun iş yerlerinde, iş imkanı buluyor. Uzman ve psikologlar nezdinde!

* Peki, ya özel hayat? Sayfa 125’te diyorsun ki; ‘sınır tanımayan, sevgi dolu kocaman bir yüreğim var!’ Neler yaşanıyor?
Açık olmam gereken bir konu bu. Evet, sevmeye hazır kocaman bir kalbim var! Tadılacak bütün duygulara sahibim fakat sevmek sevilmek duygusuna sahip olamadım.Bir kadın tarafından sevilmek çok isterdim. Ama kadınlarımız gerçek olandan ziyade daha çok yüzeysel olanları tercih eder durumda! Fiziki eksikliğiniz, size tamamen olumsuz yaklaşım nedenidir. Günümüzde cinsellik daha ön planda, daha çok oradada engelli olduğunuz için yadırganıyorsunuz! Unutulmamalıdır ki, fiziki engelli olabilirim ama her sağlıklı birey gibi benim de duygularım ve yaşama hakkım var. Gerçek olan çok zor! Bu soruyu kendi üzerimden erkek biri olarak cevapladım, birde engelli kadın olarak düşünün! Vahim…

* ‘Engelini kötüye kullanma’ bölümü de oldukça dikkat çekici. Biraz da bunu konuşalım mı?
Bu konuda çok dikkatli cevap vereyim, çünkü yanlış anlaşılmak istemem; iş hayatının içinde 12 yıldır bulunmaktayım, kendim üzerinden konuya gireyim, önceleri denge kaybına bağlı düşmelerim oluyordu. Dizlerimde düşmeye bağlı travma oluyordu, doktora gittiğimde ise direkt ‘Rapor ister misin bir 15-20 gün vereyim mi?’!!! diye sormuştu. İlk zamanlar, bunu kötü anlamamıştım fakat, bunun farkına, diğer engelli kişilerin sırf keyfi olarak, işe gelmemek için rapor getirdiklerinde anladım, yani engellerini kötüye kullanıyorlardı. Engelini kullanıp, duygu sömürüsü yapıp kendilerine çıkar sağlamak gibi…

* Duyarlılık? Empati? Farkındalık? Bilinç?
Duyarlılık; vicdan sahibi,insan olduğunu bilen yardımsever olmalı ve paylaşmaktan da mutlu olan…
Empati; herkeste olmalı fakat engelli birinin yerine kendini koymak imkansıza yakındır! Engeli birinin ne hissettiğini bilemezsin!
Farkındalık; bir iki kişi değil, toplum olarak bunu başarıp nesillere aktarmalıyız.
Bilinç; en önemli olandır bence, bilinçli bireyler olmadığımız sürece balon misaliyiz.Fakat bilinçli olmak; duyarlılığı, empati yeteneğini ve farkındalığı yaratmanıza kaynaktır…

* Herkese bir örnek olması adına; ne yaptın da vazgeçmedin?
Güzel bir soru! Yaşım ilerledikçe hastalığımda ilerledi. İlk zamanlar sendeleyerek de olsa yürüyor, tek başıma her yere gidiyordum. Şimdiyse, yardımcı bir yürüme destek aparatı kullanıyorum. 2006 yılında işime başladığımda %50 engel oranına sahiptim, şimdi ise%83…Ne mi yaptım? Zorluğuma rağmen içten gülerek örnek oldum herkese😉

* Paylaşmak istediğin bir başka konu var ise; mesela bir motivasyon hikayesi…
Buna da şöyle cevap vereyim, sağlık açısından kaybedeceğimi bildiğim halde umut ile, sevda ile hayata bağlandım ve mücadele ediyorum ve de bu pozitiflikle kitap yazdım.Ben dünyadan göçünce dahi, benim bıraktığım eser sayesinde anılacağım.

* Engelli bireyler için ne tür eğitimler, etkinlikler, neler yapabiliriz?
Birçok proje,etkinlik organize edilebilir. Benim amacım ve isteğim engellilerin hak ettikleri yaşama sahip olmalarıdır. Bunuda ancak ve ancak devlet desteğiyle gerçekleştirmek mümkün, yoksa günü kurtarmak anlamına geliyor diğer yapılanlar.

* Pekiyi, kitabına nerelerden ulaşabilirler?
Anadolu yakasında: Buyaka Avm D&R, Meydan Avm D&R, Suadiye D&R, Kartal D&R
Avrupa yakasında: Akmerkez D&R ve Forum Bayrampaşa D&R.

İnternet üzerinden de ulaşmanız mümkün.

* Sence engel sahibi olmayanlar yani sağlıklı bireyler neden mutsuzlar?
Neden mutsuzlar; inanılmaz bir şey içindeler, yetinmiyorlar daha fazlasını istiyorlar. Ben “hırs” kelimesini hiç sevmem hatta şöyle söylemek istiyorum ki, benim çok güzel bir sözüm var; ‘hırs ihtirası, ihtiras da mutsuzluğu getirir!’İnsanlar aldıkları nefesin dahi değerini bilmiyorlar. Maddesel olan şeylere kaptırmışlar, şekilcilik ön planda, herşey bize sadece emanet, yanımızda gelmeyecek onlar. Manevi dünya kavramına ağırlık vermeliler, yaşadığı günü son günüymüş gibi yaşamalılar!

* Sosyal koşullar mı, yoksa ekonomik koşullar mı daha büyük sorun?
Bu sorunun cevabı kişiye göre değişebilir. Bence sosyal koşullar daha önemli, şu varki sosyal koşulların oluşması için ekonomik koşulların da yeterli düzeyde olması gerekmektedir. Zincir gibidir!

Nazlı TAŞBAŞ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir