Merhaba anneler, merhaba anne adayları;

Başlığı okuyunca gözünüzün önünde canlanan manzarayı az çok tahmin edebiliyorum. Günümüz dünyasında tüketim çılgınlığının artmış olmasından tutun da annelerin iş hayatında daha fazla yer almaları veya bakıcılara duyulan ihtiyaçların artmış olması her biri, bizim hayatımızdan bir şeyler alıp götürüyor.

Aile kurduktan sonra artan sorumluluklar omuzlarda yük olmuşken, geçim sıkıntısı çekerken hayatınıza bir mucize gibi giren melekleriniz var eminim. Kızınız veya oğlunuz var belki. Belki şu an bu yazımı okurken heyecanla ama bir yandan da endişe içinde bebeğinizi bekliyorsunuz. Sizleri çok iyi anlıyorum. İçinde bulunduğumuz şartlar gün geçtikçe ağırlaşıyor ama bu demek değil ki dünyaya sizin sayenizde gelen bu minik meleklerde hemen bu hayatın sorumluluğu altına itilsin veya tüketim çılgınlığına dahil olsun. Bu yazımın başlığı aslında tam da bu duruma vurgu yapmak içindi.

Bebekler, çocuklar dünyanın en masum en güzel varlıkları ancak şunu unutmamalıyız ki veya bilmeliyiz ki demeliyim sanırım ‘çocuk bu anlamaz’, ‘aman canım o ne bilecek daha küçük’ gibi cümleler ile yetişmedik mi? Yetişmeyenlerimiz elbette vardır ancak anne babalarımız söylemese dahi elbet sokaktan veya aile büyüklerimizden duymuşuzdur.

Şimdi amacım onları suçlamak değil aslında bunu söylerken amacım çocukların o muhteşem zekalarını sizlere biraz da olsa anlatabilmek. O kadar zekiler ki aslında siz onlara hiçbir şey anlatmasanız bile onlar sizin yüzünüze bakıp ne demek istediğinizi, ne anlatmak istediğinizi ya da ne hissettiğinizi anlayabiliyorlar. Yazımın en başında günümüz şartları çok zorlaştı demiştim sizlere, hepimiz zorlanıyoruz. İşte asıl değinmek istediğim noktanın düğümü tam da burada…

Kadınlar artık daha fazla iş hayatında yer alıyor. Oyuncak alıyor

Ellerinden geldiğince hem çocukları, hem de ailesi için çalışıyor, üretiyor ve asla durmuyor, işte olması gereken tam da bu; ancak bunu yaparken atlanan yerler var ki işte çocuklardan bir şeyleri alıp götürüyor. Ekonomik özgürlüğünü eline alan anneler çocuklarına ‘istedikleri her şeyi’ almak için kendilerini tabiri caizse parçalıyor. Peki ya babalar, onlar ise bu hayat şartlarında o kadar zorlanıyorlar ki çocuklarının istedikleri ‘her şeyi almak’ imkansız bir hal alıyor. Peki ya sonra ne oluyor? Ne mi oluyor dersiniz?

Anne-baba arasındaki gerilimden tutun da evin içinde kutular, odalar dolup taşıyor oyuncaklardan ve evin her yerinden oyuncaklar taşıyor. Sevgili anneler, babalar o kadar haklısınız ki bu ikilem arasında gidip gelmeye ‘ee ne yapmalıyız peki?’ dediğinizi duyar gibiyim. Ne mi yapmalıyız, şunu yapmalıyız çocuklara oyuncakların kıymetini bilmeyi öğretmeliyiz. Farkındayım zor bir süreç olduğunun, bunu başarmanın kolay olmadığının da farkındayım. Ancak benim sizlere bu yazıyı yazıyor olmamım asıl sebebi çocukları bu düzene sokmamak için çabalamamız gerektiğidir.

Oyuncak- Çok küçükler ama emin olun her şeyi biliyor ve anlıyorlar.

Biraz daha büyüdüklerinde heveslerini alıp sıkıldıkları, bir köşeye attıkları, tamir etmeye uğraşmadan bir yenisini istedikleri, çözüm üretemedikleri şey maalesef ki hayatları olacak. İşlerini, sevdiklerini böyle kaybedecekler belki de farkında olmadan ve asla mutlu olamayan, yetinemeyen bireyler haline gelecekler. Şimdi sizden anne babanızın size anlattığı kendi çocukluk yıllarını o anıları bir düşünün…

Hep söylemezler mi benim bir tane oyuncak arabam vardı, benim bir tane oyuncak bebeğim vardı diye ya da demezler miydi oyuncak geldiğinde evde bayram havası olurdu ya da sadece bayramlarda oyuncağımız olurdu diye. O az oyuncaklarla her gün yepyeni bir hayal dünyasına katkı sağlamak, motor becerilerini geliştirmek ve daha birçok amacı olan oyuncaklar, dozunda kullanılmadığında dikkat dağınıklığına, hayal kuramamaya, memnuniyetsiz çocuklar yetişmesine gibi daha birçok olaya sebebiyet veriyor. Gelin bunu bir düşünelim ne dersiniz?

Ebru Meltem TOKGÖZ

sirinlerfoto                   sirinlerplajda

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir