Bizi Takip Edin

Söyleşiler

Annelik Sanatı – Elçin Ateş Ersoy

8 Ocak 2017

Gündemde olan konuların ve çözüm odaklı uzman görüşlerinin yer aldığı ANNELİK SANATI Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Elçin Ateş Ersoy ile merak ettiğimiz her şeyi konuştuk.

Klasik olacak ama kısaca sizi tanıyabilir miyiz?

1983 yılında doğdum.  2001 yılında, Mimar Sinan Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden Türkolog unvanıyla mezun oldum.  Yeditepe Üniversitesi’nde master yaptım.  Ailem, özellikle babam, çok istediği için henüz okulumdan mezun olmadan , tamamen tesadüfi bir şekilde bulunduğum bir özel okuldan öğretmenlik teklifi alınca 4 yıl boyunca Türkiye’nin önde gelen okullarından birinde Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olarak görev aldım.

Eğitimci olmak, harika bir şeydi beni için. Ama hedefim öğretmen olmak değildi, bu yüzden de eğitim fakültesini tercih etmemiştim. Hedefim öğretmenlik olmasa da çok sevdim ve başarıyla da yaptığımı düşünüyorum. Hayatımı sürdüreceğim mesleğin  öğretmenlik olmadığını biliyordum. Dolayısıyla kariyerimi bu yönde değiştirmek istedim.  Kararlı olmak işe yaradı ve bir gün, Annelik Sanatı ile yolum kesişti. Galiba hayat da cömert davrandı bana… Aslına bakarsanız eğitimci olmak, şu anda yaptığım işi, hep olumlu anlamda etkiledi ve beni besledi.

Annelik Sanatı Dergisi’yle yolunuz nasıl kesişti?

Tamamen tesadüftü aslında. Başka bir yayın grubundan Annelik Sanatı ’nın parçası olduğu Koçak Şirketler Grubu’na, genel koordinatör olarak geçiş yapan eşim sayesinde tanıştım Koçak Şirketler grubu ile. Anne-çocuk alanında bir süreli yayın çıkarmayı düşünüyorlardı. Başlangıçta destek olmak adına fikirlerimi ve bağlantılarımı paylaştım onlarla. Sonrasında da benim yönetmemi teklif ettiler. Benim için de hedeflerimin gerçekleşmesi anlamına geliyordu bu durum. Keyifle kabul ettim. İçim rahat bir şekilde Annelik Sanatı’nı benim kurduğumu söyleyebilirim. Elbette kurucularımız ve genel koordinatörümüzün de destekleriyle. Bu yüzden, Annelik Sanatı benim bebeğim. Büyümesini izlemek çok keyifli.

Annelikle ilgili birçok dergi var. Annelik Sanatı Dergisinin farkı nedir?

Aslında geçmişe oranla o kadar da çok değil. Sayımız her geçen gün azalıyor maalesef. Sektör, pek çok sebepten dolayı küçülüyor. Sayımız bir elin parmaklarını geçmiyor. Keşke daha çok olsak

Ben tüm dergileri keyifle takip ediyorum. Hepsinde dostlarımın, arkadaşlarımın emeği var. Hepsi çok başarılı işler yapıyor.

Annelik Sanatı, kurulduğu ilk günden bu yana okur ile olan samimiyetini ve sıcaklığını korudu. Bir konuyla ilgili birbirine çok zıt görüşlere de yer vermeye gayret ediyorum. Çeşitli kaygılarla kısıtlamıyorum içeriği. Birlikte çalıştığım arkadaşlarımı da bu konuda destekliyorum mümkün olduğunca. Bir konuda birden çok uzmanın görüşünü alıyor, içimize sindiği noktada okura ulaştırıyoruz. Çünkü anne ve çocuk söz konusu olan.

Okurumuzla her an iletişim halindeyiz. Mailler gönderiyorlar, sosyal medyadan ulaşabiliyorlar bize. Mutlaka yanıtlamaya gayret ediyoruz. Onların istek ve yönlendirmeleri oluşturuyor çoğu zaman içeriği. Ben daha en başında, eğitimcilik hayatımdaki deneyimlerinden de yola çıkarak, ebeveynlerin çocuklarını yetiştirirken kendilerini yalnız hissetmemeleri adına onlara destek olmayı hedeflemiştim. Bu nedenle sloganımız, “Çocuğunuzu büyütürken yalnız değilsiniz!” oldu. Bu amaçla yolumuza devam ediyoruz.

Anneler derginizde en çok hangi konulara yer verilmesini talep ediyor?

Annelerin, özellikle çiçeği burnunda annelerin başlangıçta kafası fazlasıyla karışık oluyor. Bu yüzden ilk 1 yıl, her şey hakkında bilgi sahibi olmak istiyorlar. Bazı sorunları henüz yaşamadan “ya yaşarsak” endişesiyle araştırıyor, bu sorunların çözüm yollarını öğrenmek için çaba sarf ediyorlar. Bu endişeler, elbette tamamen son bulmuyor; ama zaman geçtikçe azalıyor. Hamilelikte daha çok, beslenme, bebeğe zarar verebilecek durumlar örneğin; kozmetik ve ilaç kullanımı, hamilelikte yapılması gereken testler gibi konular ilk sırada geliyor.

Doğumun hemen ardından, emzirme sorunları, sütün yetip yetmediği endişesi, bebeğin genel bakımı gibi bebeğin ve annenin yeni hayata alışma sürecine ilişkin konular merak ediliyor. 6 aydan sonra ek gıda annelerin en çok merak ettiği ve en çok yardım istediği konuların başında geliyor. Bunları ilk kelimeler, “Bebeğim neden konuşmadı ve  ne zaman yürüyecek?”  gibi konular takip ediyor.  Aslında saymak oldukça uzun olur; çünkü çocukları söz konusu olduğunda her konu anneler ve elbette babalar için önemli.

Son dönemde farkındalıkların artmasıyla anneler çocuklarını geleneksel yöntemlerle büyütmüyor. Siz, günümüz anneleri için neleri gözlemliyorsunuz?

Haklısınız. Bu konuyu anne ve babalar yani “ebeveynler” olarak değerlendirmek gerekir, diye düşünüyorum. Özellikle eğitim ve öğretim yöntemleri konusunda eğitim almış biri olarak, eğitimcilik hayatım süresince ebeveynlerin istemeden de olsa yaptığı pek çok hata ile karşı karşıya kaldım. Yıllar geçtikçe ebeveyn profilinin değiştiğini görüyoruz. Maalesef, ebeveynlik okulda öğrenilmiyor, diploması yok. Buna rağmen günümüzde çiftler çoğunlukla,  kendilerini çocuğa hazırlıyor. Bu konuda okuyor, araştırıyor, daha çok uzmana danışıyorlar.

Bu elbette çok iyi bir gelişme. Ancak bir yönüyle de bilginin, bu denli hızlı ve kolay ulaşılabilir olması, bazen ebeveynleri yanılgıya düşürüyor, diye düşünüyorum. Kimi zaman, “her şeyi ben bilirim”  yanılsamasına düşmek, olumsuz sonuçlar doğurabiliyor. Elbette, bilgi sorgulanmalı ve olduğu gibi kabul edilmemeli. Belki bazen de edilmeli… Farklı görüşlere de mutlaka kulak verilmeli; ama bu, çok hassas bir nokta. Güvendiğimiz uzmanların görüşlerine kulak vermek, onlara mümkün olduğunca sık danışmak gerekir, diye düşünüyorum. Elbette büyükler, onların deneyimleri… Olduğu gibi kabul edilip uygulanmalı demiyorum; ama çok da kulak ardı edilmemeli, hatta kulağa küpe edilmeli sanki..

Dergi kapağına konan başlıklar mı yoksa görsel mi okuyucunun dikkatini çekiyor? Siz derginin kapağını hazırlarken nelere dikkat ediyorsunuz?

Yüzde olarak ifade etmek gerekirse ya da yüzdeyi söylemeyeyim hayal kırıklığı olmasın; ama ne yazık ki önce görsel dikkat çekiyor. Sonra o görsele biraz daha ayrıntılı bakılarak konular inceleniyor. Bu tüm sektörlerde böyle ne yazık ki. “Ne  yazık ki… “ diyorum; çünkü bu ay hangi konular var acaba dergilerde, diye merak edip dergi almaya koşan insan sayısı daha çok olsun isterdim. Bu, sadece bizim ülkemizde mi böyle açıkçası bu konuyla ilgili ayrıntılı bir bilgim yok; ama genelde toplum olarak kitabın sadece kapağına bakıp kitap almayı da seviyoruz. Sanırım ve umarım bu, nesilden nesile değişecek bir yönümüz olur.

Ve

Kapakta önceliğim, ünlü bir anne ve çocuğuna yer vermek oluyor. Eğer bu mümkün olmuyorsa, o ay başka bir planlama varsa ya da görseller bunun için uygun değilse bir bebek ya da çocuk fotoğrafı kullanıyoruz. Çekimleri kendimiz yapmayı tercih etsek de telifini satın aldığımız bir görseli kullandığımız zamanlar da oluyor.

Bir de artık ülkemizde çok çok iyi konsept bebek-çocuk fotoğrafçıları var. Onlar da bize fotoğraflarını gönderiyorlar. Bazen bir fotoğrafa öyle vuruluyorum ki, o ayki tüm plan değişiyor.  Kapakta kullanacağımız konuları belirledikten sonra renkler ve yazı karakterleri giriyor işin içine. En zorlu süreç de bu. O sayının ruhuna, kapakta kullanılacak fotoğrafın renklerine uygun diğer renkler ve fontlar bulmak için uğraşıyoruz içimize sinene kadar. En son noktada da “yine yaptık!” nidalarıyla baskıya gönderiyoruz dergiyi. J

İş hayatınızda olmazsa olmazınız nedir?

Dürüstlük. İş hayatında olmazsa olmazımın başında dürüstlük geliyor benim için. Dürüst olmayan insanlarla çalışmamayı tercih ediyorum. Biz yaratıcılık gerektiren bir iş yapıyoruz ve “yaratmak” çevrenizde güvendiğiniz, dürüst insanlar varken mümkün.  Sonra, yapılan işe duyulan sevgi ve tutku. İşini severek ve tutkuyla yapan insanın titiz olacağını, en mükemmele ulaşana dek, sıkılmadan çabalayacağını düşünüyorum çünkü.

Disiplinli olacağını düşünüyorum. Bizim işimiz disiplinle ve titizlikle yapılmazsa yürümüyor. Her iş böyle. Her ay ve her ay, yeniden, sil baştan başlıyoruz. Mutsuz, suratı asık, başka fikirlere ve eleştirilere kapalı insanlara hiç tahammül edemiyorum. Yaptığım işi çok seviyorum. Sabaha kadar çalışıyorum kimi zaman, kimseden “aferin” demesini de beklemiyorum üstelik. Kendim için yapıyorum bunu. Yaratıcılığımı tatmin ediyor bu durum. Seviyorum ve hep daha iyisini yapmak için uğraşıyorum.

Annelik Sanatı Dergisi dışında yapmak istediğiniz ya da hayal ettiğiniz bir proje var mı?

Aslında çok insanın bilmediği bir şey bu; ama bu formatı televizyona taşımak var amaçlarım arasında. Belki yeni yıl, böyle bir proje için uğurlu gelir. Umarım…

Bir derginin Genel Yayın Yönetmeni olarak basın-yayın okuyan gençlere ne gibi tavsiyeleriniz olur?

Az önce iş hayatında benim için olmazsa olmazları sıralarken dediğim gibi eğer gerçekten bu işi yapmayı seviyorlarsa sonuna kadar direnmeliler diye düşünüyorum. Bizim sektörümüz oldukça zor. Ayrıca oldukça kaygan bir zeminde. Alınmasınlar; ama ya da belki alınmaları daha iyi, yeni nesil çok kolay vaz geçiyor. Çok hızlı bir şekilde bir yerlere gelmek istiyor. Bu sektör için pek çok insan yetiştirdim, bir eğitimci olarak pek çok genç ile bir arada oldum.

Birçok iş görüşmesi yaptım; genel olarak gençlerde gözlemlediğim bir şey bu. En önemli tavsiyem, eğitim hayatları devam ederken ufak tefek iş deneyimleri kazanmak için çaba sarf etmeleri. Bu aşamada tek istek ve beklentileri işi öğrenmek olmalı. Hayatları boyunca onları mutlu edecek mesleğin bu olduğunu düşünüyorlarsa vaz geçmesinler. Çünkü mutlu çalışmak, başarı ve kazancı da beraberinde getiriyor. İşinizde mutluysanız başarılı olursunuz, başarı size motive eder ve başarılı oldukça kazanırsınız. Hem maddi hem de manevi olarak…

Teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim…

    Leave a Reply